Your browser version is outdated. We recommend that you update your browser to the latest version.

EDINBURGH 

Burası oldukça eski bir şehir.Yaklaşık 5000 yıılık bir geçmişi var. Şimdilerde Old Town da deniliyor. Zamanında Old Town'ı çevreleyen bir duvar varmış. Ama sadece kalıntıları kalmış. Şehir zamanla büyüdükçe çeşitli problemler yaşanmış ve yeni bir yerleşim yerine ihtiyaç duyulmuş. Bu 16. yüzyıla rastlıyor. Bu nedenle yeni bir yer yapılmış. Buraya da New Town denilmiş. Mimarı James Craig. Edinburgh'un tarihi özetle böyle. Bu eski şehrin altyapısı da çok iyi. Neredeyse her gün yağmur yağmasına rağmen hiç bir yerde su toplanmıyor, sel olmuyor. Edinburgh'u gezmeniz için iki gün yeterli olacaktır.

 

Edinburgh'un merkezi Princess Street. Biz burada Holiday Inn Waterfront'ta kaldık. Otelin hemen önünde otobüs durağı var. 22 numaralı pembe otobüslerle şehir merkezine gidiliyor. Princess Street'te inebilirsiniz. Yazın hava 10-15 derece arasında değişiyor, Edinburghlular da bu havada şort terlikle geziyorlar. Otobüsten indikten sonra karşı kaldırıma geçip ara sokaklara girerseniz fish and chips yiyebileceğiniz restoranlar var. 

 

Eğer karşıya geçmeden arkadaki köprüden geçerseniz eski Edinburgh'a ulaşırsınız. Tam turistik bir mekan. Edinburgh Castle burada. Akşamüstü ise kapanıyor. Kaleden çıkıp dümdüz yürüyünce Camera Obscura'ya varıyorsunuz,  uğramanızı kesinlikle tavsiye ederim. Camera Obscura; Magic Gallery, Light Fantastic, Edinburgh Vision ve Bewilderworld olmak üzere dört kısma ayrılıyor. Burası tamamen ilüzyon merkezi. Gidince bazı kısımlarda hem çok şaşıracak hem çok eğleneceksiniz.Bence sabahtan gidin, iki saatinizi rahat geçiriyorsunuz. Önce sizi en üst kata çıkarıyorlar, yuvarlak masa etrafında Edinburgh'u izliyorsunuz.Yaklaşık yirmi dakika sürüyor.Daha sonra alt katlara iniyorsunuz. Her katta farklı bir çalışma var. Birinde göz yanılmaları olurken diğerinde başınızı döndürecek yürüme yolları vs. var. Camera Obscura'nın tam karşısında da viski alabileceğiniz bir mağaza var. 

 

Unutmadan, Princess Street'te Scott Monument var. Burası ünlü yazar Sir Walter Scott'un ölümünden sonra adına yapılmış bir anıt. 247 merdiveniyle Avrupa'nın en yüksek anıtı. Sir Walter Scott vefat edince sadık köpeği Maida, Scot'un mezarının yanından bir an olsun ayrılmaz ve o da Scott'un mezarının yanında ölür.Şimdi ikisinin mezarı da yan yana.

 

Stirling-Kirkcaldy-Leven-St. Andrews:      

 

Biz Edinburgh'dan sonra Stirling'e gittik.Çok sakin bir yer, tipik bir İngiliz kasabası. Burası aynı zamanda bir üniversite şehri. Stirling'e gidince Old Town'ı dolaşın. Burada bir de Stirling Castle var. Biz Stirling'de çok kalmadan Kirkcaldy'ye gittik.Çok güzel bir meydanı var. Burası deniz kenarında. Oturup dinlenmek için güzel bir yer. Kirkcaldy'den sonra ise Leven'e gittik.Buraya tam anlamıyla bayıldım. Çok temiz bir havası var ve sakin bir yer. Mutlaka uğrayın. Leven'den sonra da St. Andrews'a doğru yola çıktık. Biz kuzeye doğru gidiyorduk ama garip bir şekilde hava daha da güzelleşiyordu. Artık montsuz gezmeye başladık. St. Andrews deniz kenarında bir yer.Deniz kenarında katedral ve kale var. Bunlar 1400'lü yıllarda kullanılmış. Katedral'in çoğu yıkılmış, şimdi mezarlar var orada.

Katedral'den çıkıp deniz kenarında yürüyünce kaleye geliyorsunuz. Bu yürüme yolunda St Andrews üniversitesi var. Hemen yanında da müzesi. Kaleyi de geçtikten sonra yola devam ederseniz sonunda golf sahalarına ulaşıyorsunuz. Yemyeşil sahalar deniz kenarında çok güzel duruyor. Yanlarında da oteller var, golf oynamak isteyenler için çok güzel bir yer.

Perth:

St. Andtrews'tan sonra Perth'e geldik.Merkezin dışında Holiday Inn Express var, biz orada kaldık. Otelin hemen yanında Eatıng Inn diye bir restoran var. Otelden bağımsız. Çok çeşitli ve güzel yemekleri var. Ertesi gün de Perth'i gezebilirsiniz.Bence Perth bir gün boyunca gezilecek bir yer değil. Bir kaç saat yeterli olacaktır. Burada yemyeşil çimenler çok büyük bir alanı kaplıyor. Yürüyüş yapın, dinlenin, çok keyifli oluyor. Bir de buradaki Branklyn Gardens'ı gezmenizi tavsiye ediyorum. İki dönümlük muhteşem bir bahçe. 

Pitlochry:

Perth'den Pitlochry'ye giderken Dunkeld bölgesine uğradık. Anayoldan bir mil içeride olan bu bölge çok küçük. Ama aynı zamanda harika. Dunkeld'a girince "Thomas Telford Bridge"den geçeceksiniz. Arabayı bir yerde park edip köyü gezin. Daha sonra köyü geçince solda bir giriş var. Aslında burası Hilton oteline ait ama girerken müşteri olup olmadığınızı sormuyorlar. Buraya kesinlikle girmelisiniz. Hatta mümkünse kalın. Girişten bir mil kadar içeride Hilton. Tamamen yemyeşil, kuş sesleri eşliğinde yürüyüş yolları, bisiklet yolları var.Yanında da bir dere var. Hilton, Dunkeld'a çok uyumlu bir konsept yapmış. Burayı çok beğendim. Edinburgh'dan Inverness'e giderken Edinburgh'a bir saat uzaklıkta. Perth'den de on dört mil kuzeyde.

Dunkeld Bölgesinden sonra Pitlochry'e gittik.Burada viski tadımı yapıp viskilerin nasıl yapıldığımı anlatan yerler var. Biz Bell'e gittik. Orada 1960'dan beri yıllanmaya bırakılmış viskiler vardı.

Pitlochry İskoçya'daki en yüksek dağın bulunduğu yer. Tamamıyla yeşil. Zaten İskoçya'da her yer yemyeşil, çimenlerin hepsi kesilmiş. Gözünüzün alabildiğine çimen var ve hepsi kesilmiş.

Inverness:

Inverness'ta gezmenizi önereceğim bir yer Urquhart Castle. Burası Loch Ness'e çok yakın, bir tepe üzerinde. Çok güzel bir manzarası var. Urquhart 13. yüzyılda yapıldıktan sonra genişlemiş, büyük yangınlar atlaşmış, bazı kısımları yeniden yapılmış. Şimdi ise çok az bir kısmı ayakta. Kalıntıların önlerindeki tabelalarda oraların ne için kullanıldığı yazıyor, bazıları da sadece tahmin.

Urquhart Castle Loch Ness'in kıyısında. Loch Ness İskoçya'daki en uzun nehir. Bu nehirlere "loch" deniliyor.Loch Ness'te Nessie canavarı olduğuna ait bir de efsane var. Bizim Van Gölü canavarı gibi.

  • Edinburgh'dan çıktıktan sonra geçtiğimiz tüm yollar yemyeşil çimendi. Tepeler, düzlükler alabildiğine yeşil. Bazı yerler de tarım arazileriydi. Yani İskoçya dendiğinde ilk akla gelenler.
  • Bir başka akla gelen ise "Scotch Whisky". Tadım yapma yerleri var, oralara uğrayın ya da mutlaka bir tane alın.
  • İskoçya dendiğinde şühhesiz akla ilk gelen ise İskoç etekleri. Sokaklarda gayda çalan insanlar giyiyor, şanslıysanız gayda çalanlar hariç görmeniz de mümkün. Bu etekler tüm mağazalarda satılıyor. Gayda demişken de, bu onların milli çalgıları. Sokakta yürürken size eşlik ediyor.
  • İskoçya'da bilmeniz gereken bir şey de arabalar. Direksiyonlar sağda ama insanlar çok dikkatli ve kurallara uyuyorlar. Son derece sakinler araba kullanırken. O yüzden rahatlıkla araba kullanabilirsiniz.
  • İskoçya genel olarak çok temiz bir ülke, yeniyi yaparken eskiyi de korumuşlar. Yeni yaptıkları binalar bile eski tarzda.